oturdum, bunu düşündüm.
bugün kös kös otururken;
bir fikir..
dünya olması gerekenden çok uzak..
ve kabullenmek kafama ihanet etmek gibi..
ay
neyse işin aslı uyuyamıyorum
a love speech
bu yazı defoludur.
sanki yolunu gözlemek gelişini hızlandırackamış gbi..
oturduğum yerden insanlar komik görünüyordu.
2008/ kızlar yurdu
pembe mezarlık
pembe bir mezarlık gördüm rüyamda
aşık cesetler şekerden tabutta
gezinirken ciğerim doldu bi anda, çürük çilek kokusuyla
kalbi atan ölü bedenler hepsi..
hepsinin başında birer ölüm perisi
solupr birer pembe gül kokluyorlar, karanlıkta.
affet bu gece ölmek istedim
pembe bir mezarlık olmak istedim
karanlığı elimle bölmek istedim
seni çok özledim
çok istedim bu gece kendimi asmak
ellerimle kendi mezarımı kazmak..
elimden gelen oturup evimde sana şarkılar yazmak
asaf dedem'e
önce kendime
sonra sana
diğerlerine
herkes inandı yalandan bir gerçeğe.
rüzgar çanları, rüzgarı müziğe çevirir.
mecburi aşklar
aşk sadece beynemi ait
yoksa tüm organlarımız aşık olabilir mi
öyle olsa bile
hepsine emir veren zaten beyin değil mi
belki raslantıydık
belki buluşmuştuk
hayır
tesadüf değildi.
orda olmam gerektiğini hissettim
çünkü sen ordaydın.
rem
kabuslarım hayallerim gibi yaratıcı değiller
öyle sıradanklar ki
bazen damağımı kurutmalarından utanıyorum
kesik bi nefesle açıyorum gözlerimi
tavanım hala olması gereken yerde
odamdayım
ışık yok
pencerelerim kapalı
herşey bıraktıgım gibi
tıkırtılar var
burda her gece bişeyler tıkırdanıyor zaten
eksik olan bişey yok
fazlalıkta öyle
yine her şey her geceki kadar.
öyleyse,
biraz daha uyku..
olağan şeyLer.
durduğum yerde yapabildiklerim inanılmaz:
bugün kitaplığımı kırdım
yerini değiştirmeye çalışırken
1 ayagı kırıldı
3ayaklı götürmeye çalışırken
devirdim kitaplıgımı
düşen kitaplık ütü masasını da kırdı
tutmaya çalışırken çıkan çivileri elime battı
yere düştüğünde her yer mum kitap tahta ve çiviydi
sonra tüm olanlara aldırış etmeden
ve elim henüz acırken yiycek bişeyler hazırladım
salona geri döndüm
sanki yerlerde kitaplarım ve tahtalar yokmuş gibiydi
ya da zaten hep ordalarmış gibi..
savaş alanına dönmüş salonumda
tv yi açtım ve yemeğimi yedim
her şey ama her şey
ütü masasının kırılması,
kitaplıgımın paramparça olması
ve elime çivi girmesi kadar olagan aslında
hatta alkolikler
mutfak böcekleri
kediler
taşan süt
kaçırılmış otobüs
sokak insanları
yağmurdan sonraki salyangozlar kadar..
her şey, nefes alışımız kadar olağan aslında.
sıradan delilik hallleri bölüm beşyüz.
bir iletişim denemesi başarısızlığı
gürültülü bi fincanım ve saygılı duvarlarım varkoltugumda oturmuş
ılık ve ballı süt içiyorum
biz konuşuyoruz onlar dinliyor
sonra biz hep konuşuyoruz
onlar hep dinliyor
kim bilir kaç ses var yaşlı tuğlalarının içinde
yaşlı duvarlar iyidir
en az papatyalar kadar
ve ballı süt herkesin serotonin salgılamasını sağlar
deliliği hissettim bir an.ve geçti..
herhangi bir şey

odam öyle karışık ki
neye elimi atsam
altından beni şaşırtan bir şey çıkıyor
uzun bi arayıştan sonra
sütyenimi aynamın arkasından çıkardım
aslında henüz 19ken
böyle göğüs kaplarına hiç ihtiyaç yok
yinede üstüme sağlam bişeyler geçirip
alışverişe çıktım
henüz
açlıktan ölmekle
açlığa alışmak arasında bir yerlerdeyken.
şişelerle fincanlar arasında konuşmak

sokak bu kadar hırçın olmasa
gezicektim ben bugün.
yemek yemek için çıktıgımda
rüzgarın iyice sapıklaştıgını farkettim
içime içime esmeye çalıştı.
az kalsın üşütücektim
iyi bir gün değil bugün
dünyam yer altı mağarası gbi
kasvetli karanlık
sıkışmış
ve dha berbat bi çok kelime.
bazen kötü yazıyorum
bazende kötü yaşıyorum
hepimizin iyi ve kötü günleri vardır heralde.
belki dünyada birininde günü ve gecesi
aynen benimki gibi olmuştur
belki bugün benim gibi hisseden birileri vardır
zaten varsa..bir şekilde buluştuk demektir
rüzgar
tahta pencerelerimin arasında ıslık çalarken
hala beni istediğini anlayabiliyorum.
hafıza

hepimiz bir şeylere bağımlıyız
geçmişe..unutmaya..aldanmaya..
bizi yaşadığımız o korkunç duygudan kurtarıcak ne varsa
ona bağımlı oluyoruz
mutlak bir unutmanın imkansız oldugu gerçeği
bizi korkularımızla yüzleşmeye iter.
şimdi beynimizi unutmaya programlasakta
bir gün mutlaka hatırlıycaktır.
hafıza hazır oldugunda kendiyle yüzleşir.
ve
hafıza,
sürekli olarak
hayal gücü ve fantazilerimizin istilasına uğrar.
sonunda bi bakarız
yalanlarımızı gerçek yapmışız.
bu sürece delilikte denebilir.
üstüne çizik attıklarımız ya da çok küçükken yaşadıklarımız...
anılarımız...
er ya da geç insanlar hafızalarıyla yüzleşirler
geleceğemiz geçmişimizle bir köprü kurar.
yaşıyor oldugumuz ve yaşayacağımız şeyler geçmiş yaşantımızı anımsatır
hepimiz anılarımızla yaşarız..
her nefesimizde onlar vardır.
geçmişimiz bizi ve şu anımızı şekillendirir.
ve geleceğeimize ilham verir.
tüm yaşanmışlıklar bu yüzden değerlidir.
zamanı yaşayıp oldugu yerde bırakamayız.
yaşanmışlıklar bizi etkiler.
geçmişimiz aynı zamanda geleceğimizdir de.
ölüm aldıgımız nefestende yakın ve kaçınılmaz aslında.
nefesi tutabiliriz peki ya ölümü..?
saniyenin binde biri kadar uzak..
bazen ölümün ne oldugunu görmek için tuhaf bir arzu duyarız.
sadece 1 adım atıp ölüme gitmeyi o kadar isteriz ki.
sadece küçük bir hamle...
bizi durduran şey tutunduklarımız ve bize tutunanlardır
kim oldugumuzu bulmanın bir yoludur anılarımız
'anıların yoksa sende yoksun'dur.
..yeni paylaşıyorum ama eski bir yazım.
başka bir deyişle anı'm (:
bir acelecilik var yazımda.farkındayım
yaşımdan mı o günden mi bilemiyorum
değiştirmek istemedim
düşündüm ama aklıma bişey gelmedi
cevabı olmayan bişeyi düşünürseniz tabikide aklınıza bişey gelmez
babamı gerçekten çok seviyorum
kan bağıyla filan alakası yok
akraba bağlarına ve sülaleme hiçbir zaman ilgi duymadım
milyon tane umrumda olmayan akrabam var.
babama gelince
nefret ettiğim tüm özelliklere sahip
ağzını şapırdatarak yemek yiyo
yemek yerken transa geçiyo
beni görmüyo
çayını hüüpleterek içiyo
soğuk esprili fıkralar anlatıyo
parayı gereksiz çok seviyo
bazen aşırı düşüncesiz olabiliyo
ben kralım edasıyla kıroca bir yaşam sürüyo
küçükken babama beni neden sevmediğini sormuştum
'ben kendimi bile sevmiyorum seni nasıl seviyim' demişti
bu onunla olan en kötü anım
saatlerce ağlamıştım
onun gözünde 1 damla bile yoktu.
bir gün yıllar sonraydı
beni sevdiğini söyledi
inanmadım
yemin etmesini istedim
etti
belki defalarca kez sordum
yemin etti
beni sevmediğine 1 cümlede inanırken
sevdiğine inanmakta niye bu kadar zorlandım bilemiyorum
çoğu kez futbol yüzünden geri planda kalmışımdır
aşırı seviyo o dikişli yuvarlak şeyi
bu onun zaafı
ve kimseyi zaafları yüzünden suçlayamam
para yollamasından başka
tarafımca sevilebilme özelliği var
pek fonksyonel değil yani
onun yanında ruhum huzurlu.
rahat hissediyorum
babamı seviyorum çünkü seviyorum.
mesela
güzel oldugu için bir kız sevilebilir
ama bu sevgi herkesin onu sevebileceğinin ilerisine gidemez
güzel şeyleri kim sevmez ki..
herkes güzel şeylere dokunmak ister
bi kızla güzel oldugu için çıkan erkeklerin kafasının içinde ne oldugunu merak ediyorum
bezelye filan taşıyo olmalılar
en buruşuğundan
birini seviyosanız ve çünküsü varsa
bir gün o çünkü olmazsa hüsrana uğrarsanız
gözleriyle değil ruhuyla seven insanlar olsak...
tanrım bu bi dilek
lütfen dünyayı dha iyi bir yer yap
çünkü bu hali biraz sıkıcı
kör bir sevgilim olsun isterdim
eminim çünkü.sevmek için önce gözlerimizi kapatmamız gerektiğinden <3>
haftanın 1 günü

yani sendrom kelimesinin diğer anlamı.iş güç okul vs..
pek sevilmeyen bir gün bugün bazılarınca
bazılarınca yeni umutlar taşır..yeni başlangıçların günüdür
mesela cuma günü bozulacak diyetin başlangıç günüdür.
ders çalışmaya karar vermiş öğrencilerin günü..
haftasonu özleminin ilk günü
yetişmesi gerken işler için önünde koskoca 1 hafta oıldugu hissi.
aslında pazartesiyle bi sorunum yok.haftanın ortasında olsa bugün, yine severdim
benim sendromum pazarla.
hiç sevmiyorum o günü.
hiç bişi yapmak istemem pazarları
bu bir pdikolojik sorun.
bir çok şey gbi küçüklüğümünden kalan bişi
annemle hep çağrılara giderdik
ya da duygulara iremlere filan
ama pazarları gitmezdik
çünkü babaları evde olurdu onların.
biyerlere giderlerdi filan.ailecek yapılan bişeylerden yaparlardı
bizim evde durum biraz değişik geçerdi.
pikniğe gidilmezdi
dolaşmaya gidilmezdi
ailecek bişi yapmazdık
bazenleri babam ortalıkta bile olmazdı
sessiz arkadaşsız bir pazar
kum ve yapraktan yemek yapıcak arkadaş yoklugu
sevmiyorum ve sevmiycem
pazarları zorunda kalmadıkça dışarı da çıkmıyorum
pazar günü buluşmak isteyenlere düşünmeden hayır diyorum
günün ismi pazarsa evdeyimdir.
görmeyi isteyebiliceğim tek insan annem.
pazarlarımı paylaşabilen tek kadın.
o hep evde olurdu
okulda öğretmişlerdi
çekirdek aile bile 3 kişiden oluyodu
biz annemle 2 miz dolduruyoduk olmayan bireylerin yerini
tüm pazar sendromumum nedeni bu kadar basit işte
duygunun babası çağrının babası iremin babası
bende sendrom yaptı.
masal
duvar

ya ben hep duvara konuştum
nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar.
belki de ben gerçekten delirdim
Aynadaki Kız..

aynadaki kıza deirn derin baktım yine
ben gbi sanki..
saçları..gözleri..parmakları..dudakları
inceledim yine aynadaki kızı
insanların bende gördüklerini görmeye çalıştım
konuştum bir başka benle
aynı anda konuştuk aynı anda dinledik birbirimizi
sessizliği gördüm içimde
ben sıkılana kadar baktık birbirimize
sonra ben sıkıldım
kırdım onu
kayboldu aynadaki kız
içim gbi..
ben gbi..
tuzla buz oldu
Umut ve üzüntü arasında..

Last Wish

watch me..
I'm falling day by day
I want to be with you until I feel the floor
now..watch my falling down..
kiss my lips gently
It's the last part of my life
wrap me in your arms
let me feel your skin and your heart rhythm
listen to my sound
I'm whispering something
smell me
I'm smelling like a strawberry for the last time
love me
as I love you
let me it comes true
believe me
I am not playing..
all my games are over now...
close your eyes
give up your words
and just touch me until I disappear
Sahip ve ait olma psikolojisi

İnsanoğlunun temel kaygılarından ikisi, ait ve sahip olmak.
Bir bebeğin doğumundan başlayan, gün geçtikce artan kaygılar arasında günümüzün koşullarında belki de en öne çıkan iki büyük kaygı...
Aidiyet, Türk Dil Kurumu'na göre "ilişkinlik" anlamına gelen Arapça kökenli bir kelime. İnsanı diğer doğa canlılarından ayıran en büyük özellik kültürünün, bireyler ile olan ilişkilerinin içgüdülerinin üzerine geçmesi. Diğer bireylerle iletişimimiz hayata anlam katma kaygısını bastırma konusunda da insan yaş*mının önemli bir parçası. Sanat ve edebiyat gibi yaratıcı öğeler de bu kaygı ve ilişkilerin ortaya çıkardığı ürünler.
Yolculuk anne rahminde başlıyor. Bebek aynı zamanda hem annesine ait bir parça hem de annesine sahip. Doğum anında bu aitlik-sahiplik ilişkisi fiziksel ayrılık ile zarara uğrar. Doğum sırasında bebeğin ağlama davranışı bu ilişkinin bozulması, anne rahimdeki duruma göre tehlikelere karsı savunmasız durumda kalma ve dolayısı ile güven kaybından dolayı ortaya çıktığı söylenmektedir.
İnsanın yetişkin bir birey olana kadarki gelişim evresinde aile bağları bu sahip olma ve ait olma kaygılarını biraz olsun giderebilmekte.
Aile yanından ayrılan bireyin durumu annesinden yeni ayrılmış bebeğin durumundan çok farklı değil. Sadece bu donemde sahip olma duygusu ait olma duygusunun bireyden bireye fark etse de bir şekilde öne çıkma gayreti göstermekte. Yetişkinliğe ulaşmış bireyde kendi hayatını kurma aşamasında gündelik hayatın getirdiği sorumluluk ve kaygılar ile birlikte varoluşsal kaygılar da önem göstermekte. Bu kaygılardan ikisi olan ait ve sahip olma ilişkisinde karşımıza özgürlük kavramı irdelenmesi gereken bir konu olarak ortaya çıkıyor.
Özgürlük hissi beraberinde bireyin yaptığı seçimlerin sorumluluğunu kendine yükleme anlamı taşımakta. Özgür olma durumu, seçilen yollar, saf dışı bırakılmış seçenekler ve varoluşumuzun geldiği durumun sorumlusunun tamamen kendimiz olduğunu söyler. Bu durum ise insanoğlunun hayatının sorumluluğunu kader, kötü şans gibi unsurlara atmaya imkan vermemekte. Yapılacak muhtemel kötü tercihler ve bunların getireceği yoğun kaygılar, pişmanlıklar özgürlüğün yoğun bir kaygı taşıdığını gösteriyor.
Bir eşe, aileye, düzenli bir işe sahip olmak, aynı zamanda bir ailenin ferdi, o aileye ait bir parça olmak ait ve sahip olma kaygılarını gidermenin yolları. Belirli bir sınıfa ait olma, bir topluluğun üyesi, bir takımın parçası olma isteği gene bu kaygıların ürünleri.
Belki de asıl sorun, bu varoluşsal kaygılarımızın arasında benliğimizi nereye oturtacağımız... Ne kadar dış dünyadan yalıtılmış bir şekilde yalnız olduğumuzu bilsek de, insan ilişkilerinin ruhsal doyum ve benlik bilincimiz için vazgeçilmez olduğunu biliyoruz. Yalnız bu ilişkiler sırasında varoluşsal kaygılara boğulmak belki de yabancılaşmanın yoğun bir biçimde yaşandığı toplumlarda kendinden uzaklaşan bireylerin en önemli problemlerinden.
Kaygılar çevresinde yaşamak, bir çok insanın düşündüğünün aksine kendi benliğinden uzaklaştırmayı beraberinde getirir. Geçmişten günümüze insan türünün gelişimi sürecinde temelde hala hayatta kalmak, neslini devam ettirmek gibi temel güdülerin varlığı tartışılmaz olsa da, güdülerini sorgulama ve yargılama insan nesline ait birer özellik. Oluşturduğumuz bu kültür yapısı insan benliğinden bağımsız değildir elbet. Öznel benliklerimiz insan doğası diye atfetilen yapılardan tamamen bağlantısız olmasa da bağımsız gelişir. Ait ve sahip olma kaygıları tamamen yok edilemese de özellikle insan ilişkilerinde kontrol altına alınması gereken kaygılar. Aksi halde bireyin diğer bireylerin öz benliğine müdahale etmesi yahut benliğin ait olunan birey, kurum yada topluluktan bağımsız gelişememesi söz konusu olabilir. Bizler bağımsız birer birey olarak kendi gelişimimizi tamamlayabilir ve sosyal evrim sürecine olumlu şekilde dahil olabiliriz.
Doğuştan gelsin ya da sonradan öğrenilsin, hayata ve yaşama dair kaygılarımız bizlerin zayıf yönleridir. Tarih boyunca toplumların, korku psikolojisi ile yonlendirilmiş bireylerin kaygıları sayesinde yönetilme ihtiyacı ve itaat davranışı ortaya çıkmıştır.
İnsanların hür ve değerli bir öz benlik, kültürel yapılarında gelişim ve kültürün bireye yonelik değer katılımını sağlamaları için kaygılarının etrafında dönmeyi bırakıp onları sorgulamak zorundadır.
hiç yaşanmamışsın gibi..

hep hayal ettiğiniz bir şey birden sizin olur ya
ne yapacağınızı bilemezsiniz
beklenmedik bir anda beklenmedik bir şekilde gelen bir süpriz
uzun süredir arzuladığınız bir şey
hiç çaba sarfetmeden ellerinize verilince
ne onu tutabilirsiniz ne de bırakabilirsiniz
ortalarda bir yerlerde kalırsınız
en kötüsüde budur zaten
her anını hatırlasanızda
bazen hiç yaşanmamış gibi hissedersiniz.
hikayesi olan şehir

gidenlerle dolu bu şehir
uzaklarla dolu
gelenlerle dolu bu şehir
yolları kesişenlerle
korkuyla dolu..
her anı ölüm her anı yaşamak gibi..
binlerce nefes binlerce kalp binlerce kalabalık binlerce yalnızlık...
yaşanmışlıklarla dolu
hayallerimizle
bazen korur gibi istanbul
bazen düşmanım gibi
bazen benimle ağlar gibi
bazen büyük bir kahkaha gibi
ben gibi bir şehir.
Çocukluk

annemin oyuncaklı çikolata aldıgında dünyanın en mutlu insanı oldugum zaman
Sarılmak
"Avustralya'lı Juan Mann için işler Londra'da yolunda gitmedi. Her şeyi geride bırakıp Sydney'e geri dönen Mann'ı havaalanında tatsız bir sürpriz bekliyordu. Kendisini karşılamaya gelen tek bir kişi bile yoktu, evim diye adlandırabileceği bir yer de. Artık kendi şehrinde bir turistten farksızdı. Uçaktan inip sevdikleriyle kucaklaşan, gülen insanları izleyen Mann kendisi için orada birinin bekliyor olmasını çok istedi. Kendisini gördüğü için mutlu olan birinin, kucaklayacak birinin olmasını. Bu yüzden, bir karton kutu buldu, iki tarafına da "sarılmak bedava" yazdı. 15 dakika insanlar Juan'a sadece baktı, ardından biri omzuna dokundu ve köpeği o sabah öldüğü için ne kadar üzgün olduğunu söyledi. O sabah aynı zamanda o kişinin tek kızını trafik kazasında kaybedişinin ilk yıldönümüydü. Juan kadına sarılıp yolcu ettiğinde kadın gülümsüyordu. Free hug campaign bu şekilde başladı."
Bir yer var mı?
Garip yazılar
- Kanada, Nova Scotia'daki East Dalhousie mezarlığında yatan Ezekial Aikle'ın mezartaşında şunlaryazıyor:
Ezekial Aikle burada yatıyor. Yaş 102 İyiler genç ölür.
- İngiltere, Ribbesford'da bir mezarlıkta :
Anna Wallace İsrailoğulları ekmek istedi Ve Tanrı onlara kudret helvası gönderdi, Yaşlı katip Wallace bir eş istedi, Ve Tanrı ona Anna'yı verdi. Pennsylvania,
- Uniontown'da bir mezarlıkta:
Burada, Fren yerine Gaza basan Jonathan Blake'ın bedeni yatıyor.
Butch burada yatıyor. Delik deşik gömdük onu. Hızlı tetikti, Ama yavaştı silah çekişi.
- Vermont'da bir mezarlıkta bir dulun yazdığı mezar taşı:
3 Ocak 1803'te ölen kocam John Barnes'ın kutsal hatırasına Güzel ve genç karısı, yaş 23, iyi bir eşin pek çok özelliğine sahip ve teselli edilmeyi bekliyor.
Ben herhangi biriydim. Ki, kim olduğum sizi kesinlikle ilgilendirmez.
Pray

Melody..
Ve her zaman hissediyorum,
tenimi,
Metalin üstünde nefes almak...
Bu huzurlu olmamı sağlıyor,
..ve sessizlik olmam gereken yer...
Her zaman yalnız hissediyorum,
Ve ??? unutulmuş,
Nefes alabilmek için
bir şeylere inanmaya ihtiyacım var
mesela melekler gbi...
nefes alıp verirken..
her zaman görüyorum,
acılarımı,
Sessizliğe ihtiyacım var,
sessizlik: korkularımı gizlediğim yer..
şarkıyı dinledikçe karamsarlaşsamda çok seviyorum (:
melekleri anımsatıyor..onlara inanmasam nasıl yaşardım...
Tapınak yazısı

Yuvarlağın köşeleri

Yuvarlağın Köşeleri...
Süpriz misafir

hiç sevemedim davetsiz gelen misafirleri.pek de sevmem süprizleri...çikolatadan çıkmadıkça (:
Kadın

Erkek

hakkımda
önemsiz şeyler kutusu
- Kas 02 (12)
- Kas 08 (5)
- Kas 23 (2)
- Ara 05 (1)
- Ara 07 (2)
- Ara 20 (1)
- Ara 27 (3)
- Oca 06 (1)
- Tem 28 (2)
- Ağu 21 (1)
- Ara 12 (1)
- Şub 08 (1)
- Şub 14 (1)
- Mar 05 (1)
- Mar 30 (1)
- Nis 21 (1)
- May 01 (1)
- May 22 (1)
- Haz 18 (1)
- Kas 18 (1)
- Ara 13 (1)
- Oca 07 (1)
- Şub 25 (1)
- May 05 (1)
- Ağu 13 (2)
- Eyl 14 (1)
- Eyl 21 (1)
- Eki 06 (1)
- Eki 11 (1)
- Mar 25 (1)
- Nis 19 (2)
- Nis 26 (1)
- Nis 28 (2)





























